FB Yandex


Fenerbahçe eski Asbaşkanı Ali Koç, UEFA Avrupa Ligi yarı final rövanş maçında Benfica’ya konuk olacak Fenerbahçe takımının konakladığı otelde soruları yanıtladı.

Fenerbahçe’nin yarı finale gelmesinin kolay olmadığını söyleyen Ali Koç, takımın kendilerine büyük bir gurur yaşattığını söyledi.
Ali Koç şöyle konuştu:
“Dün geceden beri maç havasına girdik. Futbolcuları daha iyi anladık. Çok iyi deplasman performansımız var. İnşallah devam ettiririz. Öyle ya da böyle bunu devam ettirip tarihimizin en büyük başarısına imza atarız. Herkes çok pozitif. Her yerden taraftarlarımız geliyor. Benficalılar da turu geçeceklerine emin. Bu bizim için bir avantaj olur. Buraya kadar nası geldiysek öyle devam etmeliyiz. İnşallah Amsterdam’a gideriz. Olmasa da hocaya ve takıma teşekür etmeliyiz
İnşallah bundan sonraki yıllarda da bunları sürekli hale getiririz. Herkes heyecanlı. Takım rahat. Birbirlerine inanmışlar. Herkes eşleriyle ailesiyle burada. İnşallah Amsterdam’da buluşuruz. O kötü günleri Allah bir daha göstermesin.
Fenerbahçe hiç hak etmediği, çok kötü günler yaşadı. Biz bunu bir test olarak gördük. Herkes omuz verdi. Fenerbahçe bu günleri atlattı. O sürecin tortuları bu yıllarda yaşanıyordu. İnşallah bunu minimize ederek, finale giderek bunları unuttururuz. Avrupa’da da sahamız kapandı. Önemli maçlar öncesi kritik kayıplarımız oldu.Gördük ki derin bir kadromuz var. Bu mutluluk verici. Eskiden yoktu bu. Aykut hoca ve ekibi bu hale getirdi. 97 km koşarken bu takım 104-110 kilometreleri gördü. Hocamız bunları söylerken kimse kabul etmiyordu. Çalışmaları meyve vermeye başlayınca herkes büyük hoca olduğunu kabul etti.
Çok yoğun bir yıl geçirdik. Buna alışmak da bi anlayıştır. 3 kulvarın da riski var, hiçbiri de olmayabilir. Son dakikalarda şampiyonluk kaçırılınca kötü oluyor. Halbuki haftalar önce kopunca bu kadar tepki olmuyor. İnşallah bu taraftar Amsterdam keyfini de yaşar.Fenerbahçe aydınlıktır. Osmanlı döneminde de böyleydi. 100 küsür sene geçti. Biz hizmet için elimizden gelen mücadeleyi veriyoruz. Sadece futbolda yok her alanda var. Fenerbahçe, dünyanın en önemli spor kulübü olma amacıyla ilerliyor. Fenerbahçe’ye bunun Türk sporuna aşılanmasında büyük görev düşüyor. İnşallah bu geceyi mutlu bir şekilde sonlandırırız.”








Kaynak: FBHaberorg || 

Yarın, onurlu tarihimizde çok önemli yere sahip bir maça çıkacağız.
Bu gurura, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda hep birlikte ortak olacağız.
90 dakika durmaksızın takımımızı destekleyecek, yarı finalin iki maçtan oluştuğunu unutmadan, ilk maçı avantaja çevirmek için tüm inancımızı ve takımımıza olan güveni sahaya yansıtacağız.
"Sahadaki Çubuklular, yedek kulübesinde görev bekleyen evlatlarımız ve bu gururun mimarı Hocamız; yarın tribünleri tıklım tıklım dolduran binlere, siz Fenerbahçeliler’e emanet."
Yarın, futbolcularımıza, sabırla, son ana kadar destek olmanızı; her saniye, her dakika, herkesin gıpta ile tanık olacağı eşsiz desteğinizi, her maçımızda olduğu gibi bu tarihi günde de tekrarlanmanızı rica ediyorum.
Maç sırasında, futbolcularımızın yapacakları hatalarda onlara tepki göstermemeniz, ıslıklamamanız; onları teşvik etmeniz, desteğiniz ile tekrar oyuna dönmelerini sağlamanız çok önemli.
Yarın, saatler 22:05’i gösterdiğinde; tek yürek tek inanç hep bir ağızdan, sadece destek hep destek sonuna kadar Fenerbahçe diyeceğiz…
Bu inanç ve birliktelik ile dileğim; yolumuzun Amsterdam olması
Sevgilerimle,

Aziz Yıldırım
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ BAŞKANI






“G.Saray’ın saha içinde ve saha dışında bu gücüyle 7 puanı kapattıracağını sanmıyorum” diyen Kocaman, gizli güçlerin neden olduğu baskının lig yarışında saha sonucuna etki ettiğine inanıyor
Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman’ın, G.Birliği’ne 2-0 yenilip liderin 7 puan gerisine düştükleri maçın ardından yaptığı “G.Saray’ın saha içinde ve saha dışında, bu gücüyle 7 puanı kapattıracağını sanmıyorum” açıklaması gündeme bomba gibi düştü. ”Benfica maçı öncesi takımı etkilemek istemediğim için bu kadar konuşup susuyorum” ifadeleriyle yetinen Aykut Kocaman’ın yakın çevresiyle paylaştığı şikayetler şöyle:
Gizli güçler baskıya neden oldu
G.Saray’ın açıklamaları TFF ve hakemleri baskı altına aldı
KocamanGalatasaray cephesinden sürekli olarak TFF ve hakemleri baskı altına alacak açıklamaların gelmesinden rahatsız. Sarı-kırmızılı kulüp tarafından geçtiğimiz sezon, “Her şeyi sezon sonu açıklayacağız”, bu sezon ise “Gizli güçler” ifadeleriyle yapılan açıklamaların ligin gidişatına büyük etki ettiğini düşünüyor.
Erteleme müdahale
Kırmızı kart gören Gökhan Zan affedildi
TFF’nin uygulamaları ve cezai yaptırımlarının, lig yarışında sonuca direkt katkı yaptığı da Kocaman’ın inandığı bir başka gerçek. Kocaman, özellikle kırmızı kart gören G.Saraylı Gökhan Zan’ın ertesi hafta sahaya çıkmasının haksız rekabet olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda Orduspor ve Mersin maçlarında üç antrenörün aynı anda tribüne gönderilmesinin ardından yaşanan olaylar da Aykut Kocaman’ın anlam veremediği durumlar arasında. Kocaman geçen senecezası ertelenen ve Kadıköy’deki maça çıkan Terim’in şampiyonluğun kaderine etki ettiğini düşünüyor ve bu ertelemelerin ‘mücadelenin doğal alanına müdahale’ olduğunu ifade ediyor.
Hakem hataları bilinçli!
Caner ve Meireles’in gördüğü kartlar buna örnek
Hakemlerin, Fenerbahçe maçlarında fahiş hata yapması Kocaman’a göre tesadüf değil. Eskişehir’de Caner Erkin’in gördüğü kırmızı kart, Meireles’in gördüğü kart sonrası yazılan rapor ve İnönü’deki Beşiktaş derbisinde Mete Kalkavan ve ekibinin gösterdiği olumsuz performans, tamamen “bir tarafa doğru estirilen rüzgar”la alakalı.
Zafere hazırlanın beyler
G.Birliği mağlubiyetinin ardından F.Bahçe soyunma odasında büyük gerginlik yaşandı. Sow ile Meireles arasında yaşanan tartışma soyunma odasına yansıdı. Aykut Kocaman, 10 dakika süren bir konuşma yapıp, “Kimseye kızmıyorum. Ligde işimiz zor ama Benfica maçında kendimizi affettirmemiz için o maça konsantre olmamız gerek. Haydi bırakın bu maçı da zafere hazırlanın” diyerek kavgayı bitirdi.


KAYNAK || FBHaberorg
    Portekiz basını, Benfica ile UEFA Avrupa Ligi'nde karşılaşacak olan Fenerbahçe'nin yıldızı Raul Meireles'i
inceledi. Ülkedeki medya organları Fenerbahçeli yıldızın, Chelsea forması giydiği dönemde Benfica'ya attığı gol sonrası yaptığı sevinç nedeniyle Portekiz'e geldiğinde sıcak karşılanmayacağını ifade etti. Meireles ile Benfica taraftarının arasının hiçbir zaman iyi olmadığına vurgu yapılırken, Raul Meireles'in gol sevinci sonrası işlerin daha da kötüye gittiği belirtildi.

Beni Görüp Çıldırıyorlar

    Fenerbahçeli yıldızın ironik anları halen hatırladığı ifade edilirken, Benfica'nın maçlarını yaptığı Stadium of Light'ta birçok kez maça çıkan Portekizli yıldızın şu görüşlerine yer verildi;

"Benfica maçları herzaman zor geçmiştir. Porto forması ile onlarla daha önce birçok kez karşılaştım ve sanırım benden nefret ediyorlar. Beni gördükleri zaman çıldırıyorlar."


Kaynak: Transfermarkt





     Aykut Kocaman Türkiye'nin en çok tartışılan Teknik Direktörü hiç şüphesiz. Göreve geldiği günden
bugüne Fenerbahçe ile tam 103 karşılaşmaya çıktı. Bir Türkiye Kupası, Bir 'de Süper Lig şampiyonluğu kazandı. Bu sezon ise hem Lig, hem Türkiye Kupası hem de Avrupa'da hakkında çıkarılan bu linç kampanyalarına rağmen devam ediyor EZE EZE..

 

 
    Kimi gösteriş meraklıları onu fazla sakin olmakla suçlarken, kimileri ise futbol profesörü edasıyla oynattığı futbola ve hatta sahaya sürdüğü ilk 11'e muhalif olma hakkı buluyorlar kendilerinde. Kimse eleştirmesin demiyoruz ancak bu eleştirilerin iyi niyetli olmayışına bizim tepkimiz. Neyse; Nisan ayı'nın en iyi Teknik Direktörleri Listesi açıklandı. Listenin başında Jose Morinho var. Hala İmparator denen Fatih Terim'in ise listede adı geçmiyor. Aykut Kocaman 42. sıradaki yerinden 8 basamak yükselerek 34. lüğe yükseldi. Lazio maçının ardından yaptığı açıklamada; "Geçen sezon Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne göndermeyenlere; 'Yarı Final'den selam olsun.' demek lazım heralde." diyerek TFF'nin ayıbını suratına yapıştırmıştı Kocaman. Açıklanan bu listeyi de onun Teknik Direktörlüğünü eleştirenlerin suratına yapıştıralım. Adamlığından ve saygın kişiliğinden ödün vermeyen Aykut Kocaman'a bize yaşattıklarına ve şimdiden yaşatacaklarına teşekkürü borç biliriz. Teşekkürler Aykut KOCAMAN..

 

Fatih Terim'e artık birileri "İmparator" olmadığını söylemeli. Türk Futbolu'nu uçuruma sürükleyen Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi bir an evvel bu skandallara son vermeli. Türk Futbolu'nun Dalkavukları artık Kral'ın çıplak olduğunu göstersin. Aksi taktirde sözde Kral'ın bunu öğrenmesi çok acı olacak..

Kral Çıplak Hikayesi..




Eski zamanlardan birinde yaşamış olan bir imparator giyinmeyi çok sever ve bütün parasını giyim kuşam için harcarmış. Tiyatroya, gezmeye, herkese, yeni giysilerini göstermek için gider, askerleriyle bile ilgilenmezmiş.
İkide birde giysilerini değiştirir dururmuş. İmparatorun nerede olduğunu soranlara adet olduğu gibi “Toplantıda” denilmez “Tuvalet odasında” denilirmiş.
mutlu, rahat bir ömür sürüyormuş. Derken iki dolandırıcı kendilerini usta dokumacı diye tanıtarak imparatorun ilgisini çekmeyi başarmışlar. Dediklerine göre dokudukları güzel kumaşları ancak zeki ve yetenekli kişiler görebilirlermiş. Budala ve beceriksiz olanlar hiçbir şey göremezlermiş.

İmparator, “Kendime bu kumaşlardan yapılmış giysiler diktirip giyersem kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu kolayca anlayabilirim böylece görevini yapanla yapmayan belli olur.” diye düşünmüş. 

Derhal bu kumaşlardan dokunmasını emretmiş.

İmparatorlardan avans olarak epeyce bir para koparan dolandırıcılar, sözde hemen işe koyulmuşlar. Saraya iki dokuma makinesi getirtip çalışıyor gibi yapmışlar. Kumaş dokusunlar diye verilen iplikleri, sırmaları hiç kullanmamışlar. 

İmparator onların ne kadar kumaş dokuduklarını merak etmiş, ama kendisi bakmaya çekinmiş, ya göremez de aptal sanılırsa… Herkes olayı duymuş , kimin aptal ve beceriksiz olduğunu merak etmeye başlamıştı.

İmparator önce başbakanı göndermeyi düşünmüş. “Akıllı ve yeteneklidir hiç kuşkusuz!” diye söylenmiş. “Ne olup bittiğini şıp diye anlayıverir. Ne de olsa koskoca Başbakan canım.”

İmparatorun emri üzerine başbakan dokumacıların yanına gitmiş. Dokuma tezgahının bomboş olduğunu görünce gözlerine inanamamış. Kuşkuyla bir daha bakmış , yine bir şey görememiş.

Aptal olduğu belli olmasın diye kumaşı göremediğini söylemiş. Bozuntuya vermemeye çalışmış. Dolandırıcılar Başbakanı görünce saygıyla yere eğilmişler , kumaşların üstündeki renklerin , çiçeklerin ne kadar güzel olduğundan söz etmişler , daha iyi görüp incelenmesi için yakından bakmasını söylemişler. Başbakan daha yakına gelmiş. Yine bir şey göremeyince:
“Acaba gözlerim bozuldu da ondan mı göremiyorum?” diye söylenmiş.

Gözlerini ovuşturmuş, ne yaparsa yapsın tezgahta bir tek iplik parçası bile yokmuş işte. Kendi kendine:

“Sakın ben aptal olmayayım?” diye söylenmiş. “Kendimi çok akıllı sanırdım oysa yanılmışım. Ama kimselere belli etmemeliyim bunu. Herkesin diline düşerim sonra. Belki başbakanlıktan bile alınırım. En iyisi kumaşı görüyormuş gibi yapayım.” 

Dolandırıcılardan biri: 
“Kumaşı beğendiniz mi sayın başbakanımız?” demiş. 

Başbakan tezgaha biraz daha sokulmuş, gözlüğünü düzeltmiş. İnceliyormuş gibi yaparak: 
“Beğendim tabii” demiş.” Bu ne desen, bu ne canlı renkler böyle. insan bakmaya doyamıyor doğrusu. Elinize sağlık. Ne kadar usta bir dokumacı olduğunuzu imparator hazretlerine bildireceğim, hemen.”

Dolandırıcılar:
“Sağ olun sayın başbakanımız.” demişler.
Daha sonra da kumaşların çiçek ve desenlerinin ve renklerinin ne kadar birbirine uyduğunu uzun uzadıya anlatmışlar.

Başbakan söylenilenleri imparatora anlatmak için bunları dikkatle dinlemiş. İmparatorun huzuruna çıkınca da görüp duyduklarını abartarak anlatmış, bire bin katmış, göklere çıkarmış.
Aradan biraz daha zaman geçince dolandırıcılar yine ipek ve sırma istemişler. Gönderilen ipek ve sırmaları bir yere saklayıp çalışıyormuş gibi yapmışlar.

İmparator, işlerin iyi yürüyüp yürümediğini öğrenmek için dolandırıcıların yanına bu kez de bir bakanını göndermiş.

Bakan da boş tezgahtan başka bir şeye rastlayamamış. Şaşırmış kalmış.

Dolandırıcılar:

“Dokuduğumuz kumaşı beğendiniz mi acaba sayın bakan?” diye sormuşlar.
Bakan ne diyeceğini bilememiş.” biliyorum, hiç de aptal biri değilim ben. Ama kumaşı niye göremiyorum acaba? Yoksa bakan olacak aklım yok mu?” diye söylenmiş. 

Kumaşı göremediğini belli etmemeye karar vermiş. Görmediği halde kumaşın güzelliğini övmeye başlamış:
“Bu yaşıma kadar böyle güzel bir kumaş görmedim.”demiş. “Eşi, benzeri yok. Desenler çok canlı renkler çok uyumlu. Bu güzelliği nasıl meydana getirdiniz? Aşk olsun doğrusu! bakmaya doyamadım vallahi!..”

İmparatorun yanına giden bakan kumaşı öyle övmüş ki, görmeden imparator bile hayran kalmış.

Dolandırıcıların dokudukları kumaşı duymayan kalmamış, güzelliği dilden dile yayılmış. Herkes sabırsızlıkla kumaşın dokunmasının bitip imparatorun sırtında görmek için can atıyormuş.
İmparator, daha fazla dayanamamış, kumaşı kendi gözleriyle görmek istemiş. Yanına Başbakanını, birkaç başkanı ve de bazı adamlarını almış, dolandırıcıların yanına gitmiş. Adamlar onları görünce harıl harıl çalışıyormuş gibi rol yapmaya başlamışlar.

Başbakanla bakan koro halinde:
"Ne güzel kumaş değil mi sayın imparatorumuz?” diye öne atılmışlar. Şu renklere, desenlere bakın bir kere. Dünyada eşi, benzeri yok doğrusu.”

Böyle derken bir yandan da görünmeyen kumaşın orasını burasını gösteriyorlarmış.
İmparator ne diyeceğini, ne yapacağını bilememiş. Dışından belli etmemiş, içinden: “Hiçbir şey göremiyorum. Hayret!.. Yoksa aptal mıyım ben? İmparator olmaya layık değil miyim acaba?” diye geçirmiş.

İşin içinden çıkamayınca:
 “Doğrusu çok güzel!” demiş. “Güzelliğinden gözlerim kamaştı. Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. bundan iyisi olamazdı. Bravo! Çok güzel olmuş!!!”

Adamları aşağı kalmamışlar:
“Aman ne güzelmiş!”
“Vallahi gözüm kaldı.”
“Dünyada benzeri yok bu kumaşın…” diye konuşmuşlar ve imparatora birkaç gün sonra büyük törende bu kumaştan yapılmış bir giysi giymesini önermişler.

İmparator sevincinden ne diyeceğini bilememiş dolandırıcıları ödüllendirmesi gerektiğini düşünmüş:
“Sizler bundan sonra sarayımın baş dokumacıları olacaksınız” demiş.
Dolandırıcılar yerlere kadar eğilerek teşekkür etmişler.

Büyük tören yapılmadan bir gece önce dolandırıcıların bulundukları odada on altı mum yakılarak rahatça çalışmaları sağlanmış. Bütün gece çalışıp işlerini tamamlamışlar. Herkes bu büyük eseri merak ediyormuş.

İşleri bitince dolandırıcılar görünmeyen kumaşlarını tezgahtan özenle çıkartıp kocaman makaslarla kesmişler, ipliksiz iğnelerle dikmişler.
Sabahleyin imparatora giysinin tamam olduğu bildirilmiş.
İmparator soylularla birlikte dokumacıların yanına gelmiş. Dolandırıcılar sanki
ellerinde bir şey tutuyormuş gibi:

“İşte yüce imparatorumuzun pelerini, pantolonu ve yeleği!” diye bağırarak ellerini yukarı kaldırmışlar, boşluğu işaret etmişler. Örümcek ağı gibi hafiftir. Sanki tüy gibidir. Zaten bu kumaşın özelliği de budur.” diye eklemişler.

Sarayın ileri gelenleri hiçbir şey görmedikleri halde:
"Aman ne ustalık bu!” diye bağırmışlar.

Dolandırıcılar imparatora dönmüşler:
“Bu giysiyi size giydirebilmemiz için üstünüzdekileri çıkarmalısınız.” demişler.

İmparator üstündeki giysileri çıkarıp boy aynasının karşısına geçmiş:
“Dolandırıcılar imparatora yeni giysisini giydiriyor gibi yapmışlar.”
Yeni giysiyi giydiğini sanan imparator kurumla aynaya bakmış, çalımlı bir yürüyüşle dolaşmış. Saray görevlileri, soylular hemen dalkavukluğa başlamışlar.
“Giysiniz ne kadar da yakıştı.”
“Çok yakışıklı oldunuz.”
“Giysiniz hokka gibi oturdu üzerinize…”

Törencibaşı imparatorun yanına gelmiş.
“Yüce imparatorum, halk dışarıda sabırsızlıkla sizi bekliyor, yeni giysinizi görmek istiyor.” demiş.

imparator:
“Derhal geliyorum” cevabını vermiş.
aynanın karşısına geçip yeni giysisini bir kere daha kontrol etmiş.
“Doğrusu bu giysi çok yakıştı bana” demiş. “usta dokumacı elinden çıktığı belli.”

Tören başlayınca iki dalkavuk hemen atılmış ve yerlere sürünüp kirlenmesin diye olmayan pelerinin eteklerinden tutmuş.
Ardında dalkavukları olduğu halde imparator sokağa çıkmış.
“Aman ne güzel!” diye hayranlık dolu bağrışmalar duyulmuş.
Oysa kimse bir şey görmemiş. Ama kimse doğruyu söylemiyor, adını aptala çıkarmak istemiyormuş. imparatorun çıplak olduğunu söylemeye kimse cesaret edemiyormuş.

Yolun kenarındaki kalabalığın içinden küçük bir çocuk kendini tutamamış:
“Aaa! imparator çırıl çıplak!” diye bağırıvermiş.
Çocuğun babası da gerçeği görmüş:
“Evet, imparatorumuz hiçbir şey giymemiş” diye söylenmiş.

Bu söz kulaktan kulağa, ağızdan ağza yayılmış. önce mırıldanmalar başlamış, sonra sesler iyice yükselmiş, bağırış halini almış. Her tarafı bir “imparator çırılçıplak! imparator çıplak dolaşıyor, çıplak...” sesi kaplamış. Ortalık çın çın ötmüş.

Halkın bağrışmalarını sonunda imparator da duymuş ve çırılçıplak olduğunu geç de olsa anlamış. Ama olan olmuş, dalkavuklarının yalanları yüzünden kral rezil olmuş. Bozuntuya vermeden töreni sonuna kadar izlemeye, hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalışmış. Ecel terleri döküyor, törenin bir an önce bitmesi için dua ediyormuş.
Olmayan pelerinin eteğini tutan dalkavuklar ise ne yapacaklarını şaşırmışlar yerin dibine girmişler. harıl harıl kaçacak delik arıyorlarmış.
Türkiye'nin en çok tartışılan, en hırslı teknik direktörü oldu. Bu hırsını takımının oyununa da yansıttı. Ön alanda basan, agresif pres yapan takımıyla 2000'de Avrupa kupası kazandı. Ancak, hırsı sadece saha içinde kalmadı. Bazen soyunma odalarında, bazen hakem odalarında... Türkiye, Galatasaray ile Orduspor arasında oynanan maçtan sonra bir olayı çok tartıştı. O da G.Saray Teknik Direktörü Fatih Terim’in Orduspor maçının hakemi Serkan Çınar’a koridorda söyledikleri ve tribüne gönderilmesi… Sonunda da Terim’in sahada, devre arasında ve maç sonunda soyunma odasında müsabakayı yöneten hakem Çınar’a söyledikleri, birinci ağızdan belgelerin ortaya çıkmasıyla teyit edilmiş durumda... Peki daha önce Fiorentina’yı çalıştırırken Türk hakem Orhan Erdemir tarafından tribüne gönderilme vakasıyla hafızalarda yer edinen tecrübeli teknik adamın “hakem dosyası” nasıl? Acaba futbolculuğundan teknik direktörlük yaşamına Fatih Terim’in kariyerinde başka benzer hadiseler var mı? İşte Futbol Extra, Türk futbol gündemine damga vuran Terim-hakem kavgasının ardından benzer vukuatları sizler için derledi.

FUTBOLU HAKEM KAVGASIYLA NOKTALADI… 

Futbol hayatında da 11 sene Galatasaray'da forma giyen Fatih Terim, 1984'de futbolu da hakemlerle yaşadığı tartışmanın ardından bıraktı. 10 Şubat 1985'de Galatasaray ile Antalyaspor arasında oynanan karşılaşmada Erdal Keser'in gördüğü kırmızı karta yaptığı itirazı abartan Terim, karşılaşmanın hakemi Hamza Alan'a önce tükürdü ve arkasından kırmızı kart gördü. Alan'a küfürler eden ve üzerine yürüyen Fatih Terim, sahayı terk etmeyi reddetti. Tribünlerin de bir anda galeyana gelmesinin ardından G.Saray’ın tecrübeli liberosu Fatih Terim, polis zoruyla sahayı terk etmek zorunda kaldı. Fatih Terim daha sonra yaptığı açıklamada şöyle dedi; “Çok üzgünüm ama bu olay bugün olmasa başka bir gün olacaktı. Yaptığımın güzel bir şey olmadığını biliyorum. Ancak bu sadece o maçın değil, tüm maçların birikimidir. Kötü gitmemiz, iyi oynamamamız beni bu noktaya getirdi. İyi olmayı, şampiyon olmayı herkesten çok isteyen birisi olarak, hayal kırıklığına uğrayınca olaylar patlak verdi. Ama hakemin de bizi o noktaya getirmiş olduğu bir gerçek. Zaten bize karşı kartlar kolaylıkla çıkıyor. Hakemlere gerek o maçta, gerekse uzun futbol hayatımda daima saygılı ve yardımcı olmuşumdur. Kırmızı kartın şoku ile bana yakışmayacak bir hareket yaptım. Kulübümden bir ceza verilmesini normal karşılarım. Cezayı hak ettim. Aslında manevi bir ceza altındayım.” Daha sonra büyük bir ceza alması gündeme gelen Fatih Terim, 5 maç ceza alırken dönemin Galatasaray başkanı Ali Uras ise; “Fatih ve Erdal'ın yaptıkları tek kelime ile rezilliktir. Bu tip hareketler Galatasaray formasına yakışmaz. Bu akşam yapılacak yönetim kurulu toplantısında gerekli cezayı vereceğiz ve tedbir alacağız” dedi.

O dönem medyada çıkan iddialarda, hakemin yazdığı raporun zehir zemberek olduğu ve Fatih Terim'in futboldan ömür boyu hak mahrumiyeti alacağı vardı. Sonra çıkan söylentilerde ise Terim için raporun yumuşatıldığı ve ilerideki teknik direktörlük hayatının da bitmemesi için bunun yapıldığı dile getirildi. İddialar da söylentiler de havada kaldı, Fatih Terim 5 maç ceza aldı. Ancak, sadece 1 yıl sonra çok benzer bir olay Adana'da yaşandı. Adanaspor ile Kırıkkale arasında oynanan maçın 52. dakikasında kırmızı kart gören Yugoslav futbolcu Bakir, kartın haksız yere çıktığını düşünerek hakemin üzerine yürür ve tükürür. Daha sonra Ahmet Akyurt'a tüküren Bakir tutuklanır! Hem de hakeme tükürmekten... Fatih Terim önce kaptanlığı bıraktı, sonra da futbolu... 




İTALYA'DA ORHAN ERDEMİR'E KÜFÜR VE TEHDİT İDDİASI 

Ardından başlayan teknik direktörlük kariyerinde de Fatih Terim'in benzer vukuatlara imza atması dikkat çekici. Galatasaray teknik direktörlüğü ile 4 yıl üst üste şampiyonluk yaşadıktan sonra İtalya'nın köklü takımlarından Fiorentina'ya giden Fatih Terim, UEFA Kupası ön elemesi ilk tur rövanş karşılaşmasında Avusturya'nın Tirol Innsbruck takımını sahasında konuk eder. İlk maçı deplasmanda 3-1 kaybeden Fatih Terim'in takımı oldukça gergin bir karşılaşmanın ardından elenir. Fakat karşılaşmaya Türk hakem Orhan Erdemir'in Terim'le yaşadığı olaylar damga vurmuştur. Orhan Erdemir yıllar sonra Fatih Terim’in kendisini 10. dakikadan 80. dakikaya kadar küfür ettiğini ve maçın ardından da soyunma odasına gelerek kendisini tehdit ettiğini iddia etmiştir.

OLAYLI İSVİÇRE MAÇLARI 

Fatih Terim’in A Milli takımımızın teknik direktörü olduğu 2. dönemde de özellikle İsviçre ile oynanan Play Off maçı benzer olaylara sahne olur. Maç sırasında hakem Lubos Michel'e sürekli tartışma ve kavgaya girer, karşılaşmadan sonra da kendisini ağır bir dille eleştirir. İstanbul'da oynanan ikinci maçta da maçın hakemi Frank de Bleeckere ve müsabakanın 4. hakemi ile yaşadığı benzer sorunlar sayfalarda geniş yer bulmuştur. O maçların gergin atmosferi, soyunma odalarına da yansımıştı. Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda oynanan maçtan sonra Türk ve İsviçreli futbolcular arasında büyük bir kavga çıkmış, Türkiye'ye 6 maç seyircisiz ve tarafsız sahada oynama cezası verilmişti. İsviçre tarafında ise sadece Benjamin Huggel ceza almıştı.

SÜPER FİNAL'DE OLAYLAR KADIKÖY ÖNCESİ CEZA ERTELENDİ 

2011/12 sezonu Süper Final 4. haftasında sahasında Trabzonspor'u konuk eden Galatasaray sahadan 0-0'lık beraberlikle ayrılarak çok önemli 2 puan kaybetmiştir. Karşılaşma boyunca hakem Tolga Özkalfa'nın kararlarını protesto eden Terim, karşılaşmanın 4. hakemi İlker Meral'le çok sert diyaloglar yaşadı. Karşılaşmanın ardından hakem Tolga Özkalfa'yı soyunma odası tünelinde bekleyen Fatih Terim, hakem raporunda yer alan ifadeye göre el kol hareketleri ile hakeme tepki gösterdi. Daha sonra soyunma tünelinde hakeme küfretti. Karşılaşmanın orta hakemi ve 4. hakeminin raporları neticesinde ceza alan Fatih Terim'in cezası ertelendi.

ÇAKAR'DAN BİR İDDİA
Eski orta hakem ve ünlü futbol yorumcusu Ahmet Çakar'ın iddialarına göre Fatih Terim, 70'li yıllarda yine bir hakem olayına karıştı. Ahmet Çakar'ın iddialarına göre Fatih Terim, Altay ile Galatasaray arasında oynanan bir karşılaşmada hakemin suratına tükürdü. Ahmet Çakar'ın bu konuyla ilgili ifadesi şöyle; "Maç oynanırken Altay-Galatasaray maçında rahmetli Altay diye bir hakem abimize yaptı. Fatih Terim tükürdü" TUĞRUL YENİDOĞAN: HAKEMİ TARTAKLADI, YÜZÜNE TÜKÜRDÜAraştırmacı-Gazeteci Tuğrul Yenidoğan da; "Utanç dolu geçmişle yüzleşme" isimli makalesinde; Fatih Terim'in bir Mersin İdmanyurdu maçında ofsayt bayrağını kaldırmayan yan hakeminin önce üzerine yürüdüğünü, daha sonra da tartakladığını yazmıştır. Hırsını alamayan Terim, son olarak hakemin yüzüne kocaman bir tükürük gönderdi. Yenidoğan'ın ifadesi şöyle; "Bir Mersin İdmanyurdu maçında, Mersin atağına ofsayt kaldırmayan yan hakemin üzerine yürümesini, tartaklamasını, hırsını alamayıp bir de hakemin yüzüne kocaman bir tükürük göndermesini unutamıyorum."





KAYNAK | Sporx

Tarih 31. Ağustos. 2010 Salı… Fenerbahçe resmi sitesinden şu açıklama geliyor:
Yobo Fenerbahçemizde
Profesyonel Futbol Takımımız Everton kulübü ile Nijeryalı Joseph Yobo’nun kiralık olarak transferi konusunda anlaştı. Yarın İstanbul’a gelecek olan Nijeryalı futbolcu sağlık kontrolünden geçtikten sonra sarı lacivertli formayı giyecek.
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ
Aykut Kocaman’ın teknikdirektör olmasıyla başlanan 2010-2011 sezonuna yapılan kötü başlangıç sonrası stoper mevkiinde Diego Lugano’ya eşlik edip, savunma hattının toparlanması için transferin son günü Fenerbahçe kadrosuna kiralık olarak katılmıştı Yobo. İlk sezonu kiralık olarak tamamladıktan, ikinci sezonunda yine kiralık olarak katıldı Fenerbahçe kadrosuna. Ve bu sezonun başında da 2+1 yıllık sözleşme ile Fenerbahçe’nin sözleşmeli futbolcusu oldu. Yobo, 31 Ağustos 2010′da transferi ile başlayan süreçte Fenerbahçe forması altında 100. maçını geride bıraktı. 100 maçlık süreçte Lugano, Bekir, Egemen, Serdar gibi isimlerle yan yana oynadı. Kuşkusuz en iyi birlikteliği ilk sezonunda Lugano ile yakaladı. Gün geldi Afrika Kupası’na gitti, gün geldi formsuz oynadı, gün geldi modern bir stoperin nasıl olması gerektiğine dair tek kişilik eğitim verdi. Ama bir şekilde Fenerbahçe forması altında 100. maçını geride bıraktı. Uche sonrası Fenerbahçeliler’in gönlündeki Afrikalı/Nijeryalı stoper sevgisini tekrar alevlendirdi.
yobo ingiliz ekip heyecan verici olur 4427079 6896 o 253x190 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇIJoseph Yobo’nun Fenerbahçe Kariyerinden Satır Başları:
  • 11 Eylül 2010. Kayserispor 2-0 Fenerbahçe: Fenerbahçe forması altında ilk resmi maçına çıktı. 59. dakikada sakatlanıp oyundan çıkmak durumunda kaldı. Yerine Selçuk Şahin oyuna girdi.
  • 27 Eylül 2010. Kasımpaşa 2-6 Fenerbahçe: Fenerbahçe forması ilk kez bir maça sonradan oyuna girdi. İkinci yarıya başlarken Bilica’nın yerine sahadaydı.
  • 2 Ekim 2010. Fenerbahçe 3-0 Gençlerbirliği: Fenerbahçe forması ile ilk kez Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda taraftarın karşısına çıktı.
  • 9 Kasım 2010. Ankaragücü 4-2 Fenerbahçe: Fenerbahçe forması ile ilk kez bir Türkiye Kupası maçında oynadı.
  • 26 Şubat 2011. Fenerbahçe 2-0 Kasımpaşa: 43. dakikada Fenerbahçe forması giymeye başladıktan yaklaşık 5,5 ay sonra ilk sarı kartını gördü.
  • 22 Mayıs 2011. Sivasspor 3-4 Fenerbahçe: Sezonun son maçında Fenerbahçe Sivas’ta şampiyonluğunu ilan ederken 67. dakikada Fenerbahçe’nin maçtaki dördüncü, Fenerbahçe kariyerinin de ilk golünü attı.
  • 5 Şubat 2012. Fenerbahçe 2-0 Beşiktaş: Fenerbahçe formasıyla Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’ndaki ilk golünü maçın 14. dakikasında Beşiktaş’a attı.
  • 21 Ağustos 2012. Spartak Moskova 2-1 Fenerbahçe: Fenerbahçe forması ile ilk Avrupa Kupaları maçına çıktı.
Joseph Yobo’nun Fenerbahçe forması ile çıktığı 100 maçla ilgili rakamlar ise şöyle:



YOBO1 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI
Joseph Yobo Fenerbahçe forması altında 85′i Süper Lig, 6′sı Süper Kupa, 7′si Avrupa Ligi ve 2 tanesi Şampiyonlar Ligi ön Ön Eleme maçı olmak üzere bugüne kadar toplam 100 maça çıktı. 

YOBO2 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Jospeh Yobo bu 100 maçın 99′una ilk 11′de başlarken, sadece 2010-2011 sezonunda Kasımpaşa maçinda oyuna sonradan girdi. 

YOBO8 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇIJoseph Yobo ilk sezonunda 33, ikinci sezonunda 42 ve bu sezon da şu ana kadar 25 maçta görev aldı.
YOBO3 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo görev aldığı maçlarda toplamda ilk sezonunda 2894 dakika, ikinci sezon 3751 dakika ve bu sezon da şu ana kadar 2229 dakika görev aldı.
YOBO4 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo Fenerbahçe forması altında 7 kez ile en çok Galatasaray’a karşı oynadı. Galatasaray’dan sonra da 6′şar maç ile Beşiktaş, Trabzonspor, Bursaspor ve Kayserispor’a karşı görev yaptı.

YOBO5 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo’nun görev yaptığı 100 maçta Fenerbahçe 64 galibiyet, 19 beraberlik ve 17 mağlubiyet aldı. %64′lük bir galibiyet yüzdesi yakaladı. Bu maçlarda Fenerbahçe toplam 99 gol yedi. Maç başına yaklaşık 1 gol yeme oranıyla oynadı.
YOBO9 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇISon 3 sezonda Joseph Yobo’nun oynamadığı 37 maçta Fenerbahçe 19 galibiyet, 9 beraberlik ve 9 mağlubiyet aldı. %51′lik bir galibiyet yüzdesi yakaladı. Bu maçlarda Fenerbahçe toplam 29 gol yedi. Maç başına yaklaşık 0,8 gol yeme oranıyla oynadı. Joseph Yobo ilk sezonunda 8, ikinci sezonunda 3 ve bu sezonda şu ana kadar 26 maçta görev almadı
YOBO10 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo’nun oynadığı maçlarda Fenerbahçe ilk sezon %73′lük bir galibiyet oranı ile oynarken, ikinci sezon bu oran %62′ye, bu sezon da bu oran %56′ya gerilemiş durumda.
YOBO11 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo’nun oynmadığı maçlarda galibiyet oranı ise sezonlara göre dengesiz bir değişim göstermekte. İlk sezon bu oran %25 ile diplerdeyken, ikinci sezon Yobo’nun oynamadığı tüm maçların kazanılması ilginç. Bu sezon ise daha dengeli bir durum söz konusu.
YOBO12 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo’nun oynadığı maçlarda Fenerbahçe ilk sezon maç başına 1,13 gol görürken kalesinde, ikinci sezonda bu sayı 0,96′ya, bu sezon da 0,88′e gerilemiş durumda.
YOBO13 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇIJoseph YoBo’nun oynamadığı maçlarda Fenerbahçe’nin maç başına gol yeme sayıları da galibiyet oranı grafiği ile parallellik gösteriyor. İlk sezonda maç başına 1,38 gol yenilirken, ikinci sezon bu sayı 0,33′e düşüyor. Bu sezon ise 1,12.
YOBO6 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇIJoseph Yobo Fenerbahçe forması altında şu ana kadar 2 gol atma başarısı gösterdi. Biri ilk sezonunda, ikincisi ikinci sezonunda. Bu sezon ise henüz golü yok. 
YOBO7 JOSEPH YOBONUN FENERBAHÇE FORMASI İLE 100 MAÇI

Joseph Yobo Fenerbahçe’deki ilk sezonunda 3 sarı kart, ikinci sezonunda da 5 sarı kart görürken, bu sezonun geride kalan kısmında da sadece 1 sarı kart gördü.


Yazar | Alıntı FBHaberOrg

1983’te Boğaz’ın tarihi kulüplerinden biri olan Beykoz’da teknik adam olarak görev yapmaktaydım. Hafta arası bir amatör takımla antrenman maçı yapacaktık. Rakip Çeliktepe’ydi. Maç esnasında bir yandan hafta sonu oluşturulacak kadroya yoğunlaşmakla birlikte karşı takımda oynayan ufak tefek sarışın çocuğun hareketlerine takılmaktan kendimi alamıyordum.
 Oyunun bitiminde “kim bu çocuk” diye sorduğumda “Altınmızraklı Aykuthenüz genç takımında oynuyor” yanıtını aldım. Çeliktepe takımında arkadaşları varmış. O günkü hazırlık maçında oynamak istemiş. Ancak narin ve çelimsiz fiziği Paşabahçe Stadı’nın çamurdan ağırlaşmış zeminine direnç gösteremedi. Adale çekmesi yüzünden devre arasında oyundan çıkmıştı.
Henüz bir amatör takımın gençlerinde oynarken, futbolun gereklerini çoğu profesyonel oyuncudan çok daha iyi yapan Aykut’un adını Levent çevresinde futbolla ilgilenen birçok insandan duymuştum. ama kendisiyle ilk kez o gün maçtan sonra tanıştık. Bir süre ayaküstü sohbet de ettik.
 Futbolunu beğendiğimi hissettirdiğimde başını önüne eğdi, yanaklarındaki kızarmayı fark ettim. Utangaç, tertemiz yüzlü bir çocuktu. Paşabahçe’nin çamuru bile yüzünü kirletmemişti. Biz, Beykoz’un 2.Lig’de(bugünkü 1.Lig) zorlu kümede kalma mücadelesiyle cebelleşip Aykut’u Beykoz’a almanın düşünü kurarken o Sakarya’nın yolunu tutmuştu bile.
                                                                             

Sarıyer’e giden Büyükdere Caddesi, Levent’lerle Gültepe, Çeliktepe ve Sanayi Mahallesi’ni ayırır. Yolun solunda kalan ve Levent’lerden Büyükdere Caddesi ile ayrılan bu semtlerde genellikle işçi kökenli aileler otururdu. Yolun kenarına dizilmiş fabrika çalışanlarının gecekondularıyla oluşmaya başlamıştı bu semtler.

Çevre çocuklarının futbol oynama alanı ise Zincirlikuyu Mezarlığı ile Gültepe arasına sıkışmış, Philips Fabrikası’na ait sahaydı. Alanın bir kale arkası Yahyakemal Deresi’ne bakardı. Top kaçtığı zaman oyuncular sıra ile dereye iner, topu alırdı. Yokuş öylesine dikti ki topu almaya giden çocuk doğal güç geliştirme antrenmanı yapmış olurdu bir bakıma. Aykut bu dereye ne kadar çok inip çıkmıştır kim bilir?
Yaz tatili döneminde düzenlenen turnuva maçlarında ünlü futbolcular da oynardı bu sahada. Rıdvan DilmenSarıyer’de forma giyerken bu maçlarda oynamıştı. Beşiktaşlı Sinan EnginGökhan Keskin, MalatyasporluZeynel, Bursasporlu Çetin Galatasaraylı Metin Yıldız gibi birçok ünlü futbolcu gibi Aykut’ta bu tozlu sahadan nasibine düşeni almıştı.

Zuhuratbaba, Çukurbostan, Şenlikköy, Selimiye, Akatlar(şimdiki Akmerkez’in yeri)gibi semt sahalarının yanında Philips Sahası’da 70’li yıllarda futbol simsarlarının vazgeçemeyeceği alanlar, Anadolu’ya açılan futbolcu kapılarıydı. İstanbul’da eskiden amatör düzeyde futbol oynamış, geçim mücadelesi futbolun önüne geçmiş; ama içinde futbolculuğa duyduğu özlem her zaman bir ateş gibi yanmış nice futbol gönüllüsü vardı semtlerde.

 Onlar boş zamanlarını bu semt sahalarında geçirir, hiçbir çıkar beklemeden içinde yanan ateşi söndürmek için Aykut gibi yetenekli gençlere ağabeylik, gönüllü antrenörlük yaparlardı. Sonraki yıllarda elektrik mühendisi olan İsrafilGüler’de onlardan biriydi. Aykut küçük yaşlarda okuldan çıktıktan sonra evine yakın olan Gültepe Endüstri Meslek Lisesi’nin bahçesine gider İsrafil’in yaptığı ortaları lisenin duvarına şutlardı.

Bu doğal antrenman yöntemi her gün saatlerce sürerdi. İsrafil Güler o günleri şöyle anlatıyor: “Aykut ile lisenin bahçesinde buluşurduk. Ben ortalardım o kafa ve vole vururdu. Aykut o günlerde 12 yaşındaydı. O yaşta bile her pozisyonda topa isabetli vurabiliyordu.”

Aykut Kocaman, Gültepe’nin tozlu sahalarında futbola gönül veren, Altınmızrak ile başladığı yolculukta Sakarya’da gelişen, ufak tefek sarışın bir futbol cambazının Fenerbahçe’de olgunlaşmasıdır.

Yazar: Metin Tükenmez




Carlos Martins... Bu isim, çoğunuza yabancı gelebilir. O, Portekizli ve millî takımda da oynayan bir futbolcu. Ama onda, öyle Cristiano Ronaldo becerileri yok. Onun için, çalışkan bir orta saha oyuncusu diyebiliriz. Ara sıra, denk gelirse, çimlerin üstünde ince ve kıvrak hareketler de yapıyor. En büyük becerisi, takımı orta sahadan yönetmesi ve öldürücü asistleri. Ancak, asıl hikâyesi başka; onun derdi, hasta olan oğluyla. Tabii, ona büyük destek veren on binlerce kişinin de...


Futbolculuğa semt takımında başladıktan sonra, Sporting Lizbon'un keşfi olarak sahalarda boy gösterdi ve oyununu, böylece geliştirdi. 2001-2007 yılları arasında, Sporting'de oynadı. İki sezon, pişmesi için kiralandı. Sonra, ver elini İspanya; Recreativo Huelva'nın kadrosuna dâhil oldu. Ancak Benfica'nın, onun pozisyonunda, mücadeleci bir orta saha oyuncusuna ihtiyacı vardı. Tekrar memleketine döndü. Döndüğünde ona, "Carlos Martins, memlekete hoş geldin!" dediler; o da, "Yapabileceğim bir hizmet varsa, ben hazırım." diye cevap verdi. Benfica'da, üç yılda 66 maç oynayıp, altı gol attı. Bu yılın başında, Benfica, onu tekrar İspanya'ya; La Liga'ya yeni çıkan Granada'ya güç katsın diye gönderdi.
İşte bu, Carlos Martins'in kısa sayılabilecek futbol yaşamının özeti. Unutmadan, ekleyelim; Granada'da, şimdiye kadar oynadığı 20 maçta, üç kez fileleri havalandırdı. 12 kez U21'de, 14 kez de Portekiz A Millî Takımı'nda forma giydi. Bir ara, 7. Portekizli olarak, Beşiktaş için bile düşünüldü. Ancak, Martins'in bu sayfalarda yer almasının sebebi, futbol kariyeri değil; onu bu sayfalara konuk eden, 3,5 yaşındaki oğlu Gustavo.
Geçtiğimiz yılın ortalarına kadar, Carlos Martins'in hayatı, gayet güzel gidiyordu. En büyük derdi, ilk 11'e girmek ya da karısına yeni transfer olacağı şehirde yaşayacakları villayı sevdirmekten ibaretti. Sevdiği kadınla evlenmiş ve bir de sevimli bir oğlan çocuğunun babası olmuştu. Karısı Monica, gençlik aşkıydı. Ancak geçtiğimiz yılın ortalarında, oğlu Gustavo, aniden hastalandı. Vücudunda ağrılar meydana geliyor ve küçük çocuk, hâlsiz kalıyordu. Yaşıtlarına göre, giderek daha güçsüzleşmişti. Durumu, kesinlikle normal değildi. Carlos ve Monica da böyle düşündükleri için, doğdukları Coimbra'daki Oliveira Do Hospital (Oliveira Hastanesi)'ın yolunu tuttular. Doktorlar, teşhis koymak için "Zaman lazım." dedi.
Böylece, ilk aşama başladı. Carlos; antrenmanlara, maçlara; Monica ise hastaneye gidiyordu. Doktorlar, daha kapsamlı testler yapılması gerektiğini söylediğinde; aile, biraz korktu. Onları korkutan bir diğer sebep ise, görüştükleri doktorların arasında onkologların da olmasıydı. Carlos, maçlara çıkıyordu; ama oyuna, kendisinden beklenildiği gibi konsantre olamıyordu. Çünkü aklında, tombik yanaklı, üç yaşındaki aşkı Gustavo vardı. Ancak bir taraftan, hem ligde iyi oynamak hem de Portekiz'in 2012 Avrupa Şampiyonası'na katılmasını sağlamak için, ulusal maçlarda üstün bir performans göstermek zorundaydı.
Sevilen, kimseyle husumeti olmayan bir adam olduğu için, takımın yıldızlarıyla da arası iyiydi. Kritik dönemeç yaklaşıyordu. Gustavo'nun hastalığında, olumsuza doğru belirgin değişimler yaşanmaya başlamıştı. Doktorlar, ilk kez, Gustavo'nun kanser olabileceğini telaffuz ediyordu. Dünyaları karardı. Sakin olalım, pozitif düşünelim havasında davranmaya karar verdiler ve durumu kimseye anlatmadılar. Ancak testlerin sonucuna yaklaşıldıkça, Carlos Martins'in üstündeki baskı da artıyordu. İşte tam da bu kritik süreçte, Portekiz Millî Takımı, EURO 2012'ye katılabilmek için; Bosna Hersek ile play-off maçları oynayacaktı. İlk maç, 11 Kasım'da, Sırp milislerin katliamlarına sahne olan Zenica'daydı. Carlos, kampa, hastaneden ayrılıp katıldı. Kamp sırasında keyifsiz olduğunu gören arkadaşları ısrar edince, Gustavo'nun hastalığından bahsetti. Zenica Bilino Polje Stadı'ndaki maç, en az soyunma odasındaki ortam kadar keyifsizdi ve 0-0 sona erdi. Bir sonraki maç, dört gün sonra (15 Kasım), Lizbon'daki Estadio do Luz'daydı. Yaklaşık 48 bin kişinin geldiği maçı, Alman hakem Wolfgang Stark yönetiyordu. Maçın başlamasıyla birlikte, Portekiz, âdeta gol olup Bosna Hersek kalesine yağdı. Ronaldo'nun iki, Helder Postiga'nın iki, Nani ve Veloso'nun birer gollerine; Bosna Hersek'ten, cılız bir Misimovic ve Spahic cevabı geldi. 90 dakika bittiğinde, tabelada, "Portekiz: 6 Bosna Hersek: 2" yazıyordu. Her şey güzeldi, keyifler gayet yerindeydi. Ancak o akşamın, Carlos için önemi farklıydı. Maçın bitimine denk gelen saatlerde, Gustavo'nun aylardır süren detaylı testlerinin sonuçları belli olacaktı. Hatta teknik direktör Paulo Bento; moral olsun diye, maçın son altı dakikasında, golcü Helder Postiga'yı oyundan çıkarıp, yerine Carlos'u bile aldı. Paulo Bento, hastanedeki Gustavo'nun, televizyondan babasını seyrettiğini biliyordu.
Takım, keyifle soyunma odasına doğru ilerliyordu. Carlos Martins, biraz endişeli ama gülümseyerek, hızlı adımlarla soyunma odasının kapısına doğru gitti. Titreyen elleri, dolabının kapağını zorlukla açtı ve hemen cep telefonunu aldı. Doğruca, Monica'nın telefonunu tuşladı. O iki uzun zil sesi, hayatının en sıkıntılı anları gibi geldi, daha sonra duyacaklarını bilmeden. Monica telefonu açtığında, ağlıyordu: "Carlos, bebeğimiz çok hasta sevgilim." diyebildi sadece. Elinden bıraktığı telefonu alan doktora, "Ne oldu? Lütfen, anlatın bana." dedi. Doktor, "Bay Martins, ne yazık ki oğlunuz lösemi. Gustavo'nun, acil olarak kemik iliği nakline ihtiyacı vari" dediğinde; ancak bir anne ve babanın anlayacağı bir şekilde, önce nefesi kesildi, sonra da hıçkırığı boğazına düğümlendi. Sonrası, Estadio do Luz koridorlarını inleten bir çığlıktı. Takım arkadaşları Gustavo'nun durumunu bildiği için, herkes bir anda Carlos'un yanına koştu. O, elinden telefonu düşürmüş ve soyunma odasındaki banka çökmüş bir hâlde hüngür hüngür ağlıyordu (Doğrusunu söylemek gerekirse, 3,5 yıldır bazen bir kuzu bazen bir prensesin babası olan ben, o anın fotoğrafını gördüğümde gözyaşlarımı tutamadım.).
Carlos Martins, elindeki telefonu yere bıraktığında, bütün futbolcular etrafını sardı. Herkes, onu rahatlatmaya çalışıyor ve bir yolunu bulacaklarını söylüyordu. Real Madrid'de attığı acımasız tekmelerle tanıdığımız Pepe, Carlos'un başını tutmuş öpüyor ve arkadaşına iyi şeyler fısıldıyordu (Ben, işte bu Pepe'ye o zaman ısındım.). Diğer tarafta, eski takım arkadaşı, yeni Real Madridli Fabio Coentrao; üzgün bir bakışla ve sakin sesiyle, ona destek olmaya çalışıyordu. Soyunma odasında, EURO 2012 sevinci yaşayan tek bir isim bile kalmamıştı. Takım kaptanı Cristiano Ronaldo, kendisine maçı soran gazetecilere, dosdoğru kameraya bakarak şunu söyledi: "Biz, takım olarak bu galibiyeti, arkadaşımız Carlos Martins'in çok sevdiğimiz oğlu Gustavo'ya hediye ediyoruz." Maçın ardından konuşan bir diğer isim olan teknik direktör Paulo Bento ise, "Tüm takım, minik Gustavo için birlik oldu. Gustavo'ya uyumlu kemik iliğinin bulunabilmesi için, elimizden geleni yapacağız." diyordu. Carlos, aileyi üzen bu haberin ardından; İspanya'da oynadığı Granada'ya dönmeyerek, oğlunun yanında kaldı. Carlos ve eşi Monica, önce bir video çekerek, YouTube'a yüklediler ve insanlardan, uygun kemik iliği için yardım istediler. Birçok kişinin, sağlık kuruluşlarına giderek kan vermesi gerekiyordu. Bu konuda başı çeken isim, yine kaptan Ronaldo oldu. Hastaneye giderek koltuğa oturdu ve Gustavo için ilk kanı, o verdi. Ardından, hem Ronaldo hem de Fabio Coentrao, uygun bir donör bulunması için sosyal medyayı kullanmaya başladı. Benficalı futbolcuları ise, hastaneye, Arjantinli kaptan Pablo Aimar ve Brezilyalı kaleci Artur Moraes götürdü.
Bunun üzerine, Carlos ve Monica, Facebook'ta "Vamos Ajudar o Gustavo (Gustavo'ya Yardım Edelim)" başlıklı bir sayfa açtı. Sayfaya, Portekiz ve İspanya'dan bir çok futbolcu takipçi oldu. Bu sayfanın şu andaki takipçi sayısı da 200 bine ulaştı. İşin enteresan tarafı, Portekiz ve İspanya'da birçok kişi, Gustavo için hastanelere koştu. Birçok futbol takımı, toplu olarak kan vermeye başladı. Gustavo sayesinde, yine birçok kişiye de uygun donör bulunmaya başladı. Bu arada, Portekiz'de, aralarında; Benfica, Braga, Vitoria Setubal'un de olduğu irili ufaklı birçok takım, tam kadro hastanelere gidip, kan verdi. Portekiz Futbol Federasyonu da, başlatılan kampanyaları desteklediğini ve Gustavo'ya uygun kemik iliği bulunması için ellerinden geleni yapacaklarını açıkladı. Şimdilerde birçok kuruluş, dikkatlerin buraya yönelmesini olumlu anlamda kullanarak, çeşitli sağlık kuruluşlarında konferanslar düzenliyor. Bu konferansların bir kısmına katılan Carlos Martins ise, yaşadıklarını anlatıyor.
Carlos Martins ve oğlu Gustavo'ya, hiç tahmin etmedikleri bir destek, Türkiye'den; Ordu'dan geldi. Sporting Lizbon ve Portekiz U21 takımında Carlos'la birlikte oynayan yakın arkadaşı Miguel Garcia, sezon başında UEFA Avrupa Ligi'nde final oynadığı Braga'dan ayrılıp, Orduspor'a gelmişti. Daha bu yaz görüştüğü ve kucağına aldığı Gustavo'nun hastalığını duyunca, şok oldu. Oldukça üzülmüştü. Sezon başında Orduspor'un teknik direktörü olan Metin Diyadin, neşeli futbolcusundaki bu değişimi fark ederek, Garcia'yı çağırdı ve bunun nedenini sordu. Garcia, futbolcu arkadaşı Carlos Martins'in oğlunun kanser olduğunu anlatınca; Metin Diyadin de bir baba olarak, aynı hisleri paylaştı. Durumu, takımdaki diğer oyunculara da anlattılar. Herkes, aynı şeyi düşünüyordu: Bir an önce bir hastaneye gitmek.
Orduspor yönetimi de ön ayak olunca, Medical Park Hastaneleri, Gustavo için Türkiye'de başlatılan kampanyanın sponsoru oldu. Kan verdikten sonra konuşan Miguel Garcia, "Carlos'un oğlunun başına gelenler, hepimizin başına gelebilir. Verilecek kanların sonucuna göre, inşallah uygun donör bulunur ve küçük Gustavo'yu kurtarırız. İspanya'da Recreativo Huelva'da Carlos Martins ile birlikte oynayan Ersen Martin'i de aradım. Doğru donörün bulunması için, Kasımpaşa da yardımcı olacak." dedi. Türk gazeteciler, kampanyadan haberi olmayan Carlos Martins'e ulaşınca, ondan şu demeci aldı: "Türkiye'de, oğlum için böyle bir kampanya yapılacağını hiç düşünmemiştim. Çok duygulandım. Umarım uygun donör bulunur ve oğlum hayata döner. İspanya ve Portekiz'de de kampanya başlamıştı; Türk insanının buna dâhil olması, beni sevindirdi. Bu kâbustan, ailece kurtulmak istiyoruz."
Gustavo için, hâlâ uygun kemik iliği bulunamadı. Ama kampanya, her geçen gün büyüyor. Bu sayede, lösemi olan birçok çocuğa uygun donör bulundu. Şimdi eğer Gustavo'ları kurtarmak istiyorsanız, yapılacak iş çok basit; sadece, gidip kan verin. Belki böyle hareket ederek; küçük Gustavo'ların, Mehmet'lerin, Ezgi'lerin, İrina'ların, Alessandro'ların hayatına hayat katabilirsiniz. Ne dersiniz, o tertemiz ve kocaman gülümsemeleri görmeye değmez mi?

Yazı GÖKHAN İLKER



ALINTI || esquire.com.tr